23 Kasım 2011 Çarşamba

Ajda Pekkan for Twist

Ajda Pekkan’a bayılırım. Müziğine, tarzına, enerjisine hayranım. Kendisini yeniden yaratmak konusunda üstüne yok bence. Kadının gücünü temsil eder benim gözümde. Bazen (hatta sıklıkla) yanlış moda tercihleri bile olsa, üstündekini en güzel şekilde taşımayı bilir.
Twist de biliyorsunuz İpekyol grubunun “GENÇ” line’ı. Ajda Pekkan ile ikinci sezonlarındalar şu anda ve birlikte kapsül koleksiyon hazırlıyorlar. Benim anlamadığım nokta şu: Neden Twist? Neden İpekyol ya da Machka değil de Twist? Twist daha düşük fiyatlı ve genç olan segment değil mi?
 Bir soru daha var tabi: Madem Twist o zaman neden Ajda? Ajda Pekkan her ne kadar ikon da olsa, çok fazla göz önünda olduğu için, genç neslin çok sevdiği nostaljiyi yaşatamaz. Yaşından dolayı da markanın hedef kitlesine istenilen mesajı veremeyebilir.
Koleksiyon gayet güzel, zaten hep güzel olmuştur İpekyol grubunun koleksiyonları. Tasarımsal olarak herhangi bir hazır giyim markasından beklenmeyecek kadar ileride olmayı başarıyorlar. Kumaş kalitesi de her zaman standart üzerinde.

Yine her zamanki gibi koleksiyon detayları ile farklılaşıyor. Sezon trendlerini yansıtıyor. Biraz rock chic, biraz ‘80’ler, biraz militer ama mutlaka o “fashionable with an edge” hissiyatını alıyorsunuz.
 Ama bu çekimi şimdi Ajda Pekkan değil de genç bir modelin, pop şarkıcısının ya da sosyetik bir güzelin üzerinde düşünün… Daha farklı bir anlam kazandı ve artık daha alınabilir görünüyor değil mi? Bu tarzı benimseyen kişilerin, hayran olma ve kendisini ilişkilendirme ihtimali daha yüksek birisiyle, bu koleksiyon daha da güzel iş yapardı diye düşünüyorum.



22 Kasım 2011 Salı

Babaanne Kazakları


 Eskiden yılbaşı zamanı en büyük korkumuz, aile büyüklerinden birinin kar desenli kazak hediye edip bizi iki arada bir derece bırakmasıydı. Onu giyip korkunç görünmek mi, yoksa giymeyip sevdiğiniz birini üzmek mi?



 Geçen sene D&G bizi bu dertten kurtardı sağolsun. Her yer kar deseni oldu. Bu sene de kalın, kocaman kazaklar var her yerde ve birçoğu kar desenli. Birçok modacı 2012 kış koleksiyonlarında bu trendi terk etmeyerek, geçmişe dönüş eğilimlerinin devam ettiğini gösterdi. Benim beğendiğim modeller genelde açık renkliler ama koyu renkliler arasından da çok güzelleri çıkıyor. Lacivert ve bordo tonlardakiler yüksek puan alanlar.

 Ben de kendime yaklaşan soğuk havalarda hem rahat hem de şık olabileceğim bir tane aldım. Zara’dan aldığım şu aşağıdaki kazak muhtemelen kışın casual üniformam olacak.

En güzeli de, artık bu chunky kazakları giyebilecek yeni yollar keşfederek, kendimizi bir 80’ler dizisinin yılbaşı özel bölümünden çıkmış gibi göstermemenin yollarını bulmuş olmamız. Ben size artık sokak modasının kutsal kitabı haline gelmiş lookbook.nu’dan birkaç örnekle yalnız bırakayım. Dünyanın her yerinde farklı tarzlara sahip gençlerin bu kazakları nasıl kullandıklarını göstereyim. 



Kat kat giyinmek için bu kocaman kazaklar çok uygun. Zaten en klasik yöntem de bunları üst üste giyindiğinizde kullanmanız. sıcak bir ortamda çıkartıp nefes almanız kolaylaşır hem :)



Çok cool'um derseniz, bir tayt ve botlarla da uzun olan versiyonları tamamlayabilirsiniz. En çabasız şekilde şık görünür kendinizi de yormamış olursunuz.

,
Ama her zaman için bu kalın kazakları incecik kumaşlarla birleştirmek en şık ve zarif etkiyi yaratıyor. Desenleri karıştırmaktan da korkmuyorsanız çok güzel sonuçlar alabilirsiniz. Ama yine de dikkatli olun da Frida Kahlo gibi görünmeyin sonunda. Bunun için de aksesuarı minimumda tutup, ayakkabı ve çantada çok minimal olmanızı ve üzerinizdeki tek bir desenli parçayla, büyük desenli kazağınızın desenini çarpıştırmanızı öneririm. Aksi halde sonuç kötü olabilir. 


21 Kasım 2011 Pazartesi

Gossip Girl 100. Bölüm Partisi - Blake Lively

Cipriani Wall Street, geçenlerde güzel bir event’e ev sahipliği yaptı. Artık konusundan sıkıldığımız, herkesin herksele sevgili olmasından dolayı bizim Kavak Yelleri’ne benzeyen Gossip Girl 100. Bölümünü kutladı. Biz de diziyi neden izliyorsak aynı sebeple fotoğraflara baktık: kıyafetler için.


Tam bir hayal kırıklığı yaşayan Blake Lively, Marchesa’nın 2012 Spring/Summer koleksiyonundan öyle bir elbise seçmiş ki 1920’leri geri getiren Boardwalk Empire’ın başrolünde oynasa yakışabilirdi. Ama ne yaşına ne çok güzel vücuduna, ne boyuna posuna yakıştıramadım. Ayrıca saçlarının rengi konusunda da acil eylem planı yapmalı artık, çünkü turuncu bir sarıya doğru gidiyor. 


Mesela ben olsam Blake Lively’nin yerinde, kendimi çirkin gösterebilecek bu kadar az şey varken gidip gidip onları seçmek yerine şu gördüğünüz mükemmel elbiseyle katılırdım davete. Kendi seçtiği çirkin ara boy yerine hiç değilse uzun ama göğüs dekolteli bir elbiseyle daha ağır görünürdü.





Aslında Marchesa konusunda her zaman başarılı olacağını da düşünmüş olabilir, hak veririm... Ben de 2010’da MET Costume Institute Gala’da böyle görünsem ben de her yere Marchesa giyerdim :) siz ne dersiniz, Blake’in bu halini beğendiniz mi?


19 Kasım 2011 Cumartesi

Lady Gaga - Marry The Night: The Prelude Pathétique


Lady Gaga'yı sevin ya da sevmeyin, şarkılarından hoşlanın ya da hoşlanmayın göz ardı edilemeyecek kadar büyük  bir şey yapıyor.
Bir kere sanata, müziğe ve modaya bakış açımızı değiştirdi, bildiğimiz her şeyi yeniden düşünmemizi de sağlıyor.
Bu videosunda ise hafızaya ve gerçekliğe bakış açımızı değiştirecek bir monolog var. Her zamanki gibi Gaga dokunuşu ile bunu da modaya ve hemşire ile ilgili bölümde de yaramazlığa bağlamış.
Özetle gerçeklikten ne kadar nefret ettiğinden ve geçmişindeki çirkin detayları hatırlamak yerine bunları daha güzelleriyle değiştirdiğinden bahsettiği video modaya gönderme yapıyor.
Hemşirelerin ve kendisinin gelecek sezon Calvin Klein, ayakkabılarının custom Giuseppe Zanotti olduğunu söyledikten sonra bonelerin Fransiz bereleri gibi takıldığını ve gelecek sezonun rengi olacağını düşündüğü mint renginde olduğunu söylüyor.
Videoyu izlerken aslında eğleniyorsunuz ve bambaşka bir yaklaşımınız oluyor. Ama sonrasında sessiz olarak tekrar izlemenizi tavsiye ederim. Aslında ne kadar hüzünlü bir sekans oluğunu o zaman anlayacaksınız ve dediği gibi geçmişteki kötü ayrıntıları iyileriyle değiştirmenin çok da mantıksız olmadığına inanacaksınız.

18 Kasım 2011 Cuma

Moda Kitapları

Moda evlerinin sadece bir ürün satmaktan ötesini başarmaya çalıştığını biliyoruz. Bir konsepti, bir hayali satmaya çalışırlar. Hepsinin bir kimliği vardır. Bazılarınınki (Coco Chanel gibi) yaşayan bir kişinin kimliğinde saklıdır. Bazıları ise daha soyut kavramlar üzerine giderler. Lüks, kendisini bir hikaye, bir olay ve bir bakış açısıyla tanımlar. Bu yüzden tüketiciler akıl almaz fiyatlara razı olurlar. Çünkü taşıdıkları sadece bir çanta değil, ortak bilinçte o markanın insanların aklına getirdiklerini taşımış, kendisini onunla ilişkilendirmiş olur.

Bir markaya bu şansı en kolay verecek şeylerden biri partileri ise diğeri de koleksiyonerlerin peşinde  koştuğu, içindekilerden çok kapaklarına önem verilen süper lüks kitaplarıdır.  Markaların kitaplarında aslında içerik olarak vermeye çalıştıkları okuyucuyu ilgilendirmesi gerekirken hedef kitlenin bir çoğu sadece herkesin görebileceği kütüphanelerinde bulundurma amaçlı sahip oluyor bu kitaplara. Bunu bilen markalar da fiyatlandırma konusunda ellerini korkak alıştırmıyorlar.

Birkaç örnek paylaşayım dedim:
Alexander McQueen: Savage Beauty:



Zamansız ölümüyle kendisine ait her bir parçayı daha bir değerli hale getiren McQueen’in MET'teki sergisinin kitabı. Kapak görseli hem Lee’nin karanlık ruhuna, hem de gotik sayılabilecek tasarımlarına gönderme yapar.

 Chanel: Collections & Creations:



Thames & Hudson yayınlarından çıkan bu kitap, tam da yukarıda bahsettiğim amaca hizmet ediyor. Chanel nedir? Size nasıl bir rüya satar? Temasıyla tam da kendisinden bekleneni yapıyor. Siyah kapağın minimal tasarımı, beyaz orkidenin narinliği ve zerafeti de zamanına göre modayı çok daha minimal bir yere getirmek için çalışan Matmazel Chanel’e saygı duruşunda bulunuyor.

Louis Vuistton: Art, Fashion and Architecture:



Bu kitapta da dikkat edilmesi gereken Art’ın Fashion’dan önce gelmesi. Yaptığı her işi zanaatkarlık seviyesine taşıyan bir ekolü temsil eden Louis Vuitton’dan beklenen bir hamle ile sanat, modanın önüne çekiliyor. Bavul ve çanta tasarımından başlayan bu geleneğin şu anda Marc Jacobs’ın ellerine emanet tekstil bölümü için çok sanatsal ve heykelsi demek yerine daha ticari derdim ben ama yine de köklerine saygısından vazgeçmiyorlar. Modern dokunuş için de en klasik ve tanınan Monogram deseninin renkli versiyonunu kapakta kullanmışlar.

Valentino: Thames and Variations:


Modayı bırakıp o ünlü krımızı tonunu gençlere teslim eden, tam bir İltalyan denilebilecek Valentino Gravani’nin yarın asırı deviren markası Valentino, tam bir kırmızı halı markası. Kapağında kullandıkları çok konuşulup az sevilen boleroya anlam veremedim. Ben olsam klasik kırmızı tuvaletlerinden birini seçerdim.

Siz ne dersiniz? Yüksek fiyatlarına rağmen bu kitaplardan alıp her zaman elinizin altında referans kitap olarak bulundurmak mı? Yoksa içlerindeki her bilgiye nasılsa internetten ulaşılabildiği için boşa kalabalık yapmamak mı?

16 Kasım 2011 Çarşamba

Yok Artık Christian Louboutin?

Christian Louboutin’i nasıl bilirsiniz? Hayır ölmedi, ama “ölseydi de şu günleri görmeseydik” dedirtti. Daha önce Sarah Jessica Parker’da görüp Ungaro süper kahraman elbisesinin altında mide bulandırıcı göründüğünü düşündüğüm ve sonra bir şekilde bilinçaltımın derinliklerine ittiğim, sonra da yeni “it-girl”ümüz Blake Lively’de görerek yeniden sinirimi bozan bu ayakkabıları yaptı.


Sorun aslında Louboutin’i çok sevmemiz, ve kendisinden her zaman son derece çekici ve feminen ayakkabı tasarımları çıkması. İmzası olan kırmızı tabanlarının her kadının rüyasını süslemesinin yanı sıra erkeklerin bile çok beğenip görünce tanıdıkları bir marka olması.


Peki bu çirkinlik abidesi ayakkabıları yaparken hangi maddenin etkisi altındaydı? Ya da stil ikonu diye bilinen, Manolo Blahnik aşkıyla ünlü Sarah Jessica Parker veya Karl Lagerfeld’in bile Chanel Brunch’ına ev sahipliği yaptırdığı kadar önemsenen Blake Lively hangi mantıkla bu ayakkabıyla insan içine çıkmış? Umarım yakın tarihte Türk sosyetesinden de “çarpıcı stiliyle ünlü” kişilerde görmeyiz bu ayakkabıları. Midemiz kaldırmayabilir.



15 Kasım 2011 Salı

Mawi

Daha önce kolyeler ile ilgili şu yazımı yazmıştım ve “statement jewellery” hakkında ne düşündüğümü de biliyorsunuz zaten. Dünyanın en kolay tarz sahibi görünme yolu, kendini gösteren bir aksesuarla birleşen sade bir kıyafet, sizi bir anda sıkıcı seviyede minimal’den, çabalamadan şık’a dönüştürebilir. 

Londra kökenli tasarımcı Mawi Keivom’un 2003 Londra Moda Haftası’nda tüm dikkatleri üzerine toplayan markası Mawi ise ihtiyacınız olan bu parçaları bulmanız için bir doğal kaynak adeta. Bir şeyleri kişiselleştirmek ve vintage’dan etkilenen tasarımcı etnik sayılamayacak kadar modern, futuristik sayılamayacak kadar köklerine bağlı tasarımları ile tam anlamıyla yatırım parçası sayılabilecek takılar tasarlıyor.


Metal işçiliğinin yanı sıra yarı değerli taşlarla yaptığı tasarımlar özellikle Dior’da görmeye alışkın olduğumuz cesur parçalar ortaya koyuyor. Siyah renge en çok yakıştırdığım Mawi tasarımları en sade görünümü bile, tek aksesuarla lüksle buluşturmayı başarıyor.


14 Kasım 2011 Pazartesi

Tube Wringer

Eğer ki siz de düzen hastası, titizliğiyle herkese illallah dedirten, özellikle de ortasından sıkılmış her diş fırçası tüpüyle, seri katil olmaya biraz daha yaklaşanlardansanız Tube Wringer tam size göre.



Kauffman Mercantile tarafından geliştirilmiş bu ürün çok kolay düşünülebilir bir dizaynı, küçük ama sinir bozucu bir sorunu çözmeniz için kullanıyor. Tube Wringler, sizi sadece ortadan sıkılan tüplerin sinir bozuculuğundan kurtarmakla kalmayıp, sonuna kadar kullanmak istediğiniz saç boyası tüpleri gibi tüplerden elinizle sıktığınız versiyona göre %35’e kadar daha verimli kullanmanızı sağlıyor. Ve her şeyin ötesinde bir inşaat makinesinin minyatürü gibi duran tasarımıyla çok şeker…



13 Kasım 2011 Pazar

Prada Candy

Koku gibi çok sadece burnunuzla karar verebileceğiniz bir seçimi yapmanız için gösterilen reklamların sadece göze ve kulağa hitap edebilmesi de aslında bir ironi gibi görünmesine rağmen, parfüm şişesinden, o markanın “yüzü” olan ünlünün kişiliğine kadar tam bir paket olarak sunulması asıl ürünü ikinci plana düşürüyor zaman zaman.
En ilgi çekici reklamlar göze hitap eden ayakkabıların değil, parfümlerin reklamları olmuştur. (Bkz. Marc Jacobs Bang, Christian Dior Jadore, Chanel No 5 Nicole Kidman)
Bu kadar girizgahtan sonra, bu aralar gördüğüm en provakatif parfüm reklamlarından bir tanesini sizlerle paylaşayım. Prada Candy:


Şekerli kokuların aslında yaz için ideal olduğunu düşünüyorum. Klişe olacak aslında ama maalesef aklın yolu bir… Ama bu parfümün hem minimal/lüks şişe tasarımı, hem de reklamındaki Lea Seydoux’un muhteşem performansı, yine kokunun nasıl olduğunu bile unutturacak kadar merak ve bağımlılık uyandıracak şekilde bir paket sunmasını sağlamış.
Beni yakaladı en azından…


12 Kasım 2011 Cumartesi

Sephora'dan Adrese Teslim Güzellik

-          Yemek? Evet!
-          Çiçek? Bazen!
-          İlaç? Kesinlikle!
-          Kozmetik? Ciddi olamazsınız!
Çok dramatik bir girişle eve sipariş edip o gün içinde almak isteyebileceğiniz şeylerle ilgili bir saptamada bulunmaya ardından da Sephora’nın sadece New York’ta verdiği bir servisten bahsetmeye çalışıyorum.
Aslında konu çok basit, telefonla bir sipariş verirsiniz, 50 $ üzerinde olması gereken bu siparişiniz aynı gün içinde bir Mini ile size teslim ediliyor.
Fikir güzel, uygulama kullanıcı dostu, sürekli aldığınız ve bir şekilde kaybettiğiniz ya da bir yerde unuttuğunuz ürünlere hemen sahip olabilmek için de ideal (çünkü bitmeden önce kesinlikle yenisini alır kadınlar).


Keşke Türkiye için de yapsalar da biz de her seferinde kozmetik alışverişimiz için dışarı çıkmak zorunda kalmasak. Her ne kadar Sephora mağazalarında gezmek ayrı bir zevk de olsa sadece ihtiyaç için gitmek ZORUNDA olmak insanın canını sıkıyor.


11 Kasım 2011 Cuma

Senhoa


Senhoa markası yeni keşfim. Aslında çok geniş ve bilinen bir line’ı olmamasına rağmen kendilerini o kadar güzel konumlandırmışlar ki, muadillerine göre çok daha uygun fiyatlı olan tasarımları da son derece çekici bu markanın müdavimi olabilirsiniz. 

Markanın amacı, insan kaçakçılığına maruz kalmış, küçük yaşta seks kölesi olmuş, küçük yaşlarda evlendirilerek şiddet görmüş kadınların sığınma evleri ve terapilerden sonra iyileşince normal hayata adapte olabilmeleri için kendilerine bir gelir sağlamak.


Bu kadınların ilk aşamada bakım ve yardımı aldıkları organizasyonlardan ayrıldıklarında tekrar eski hayatlarına geri dönmemeleri için güvenli bir şekilde çalışabilmeleri amacıyla onlara sabit bir gelir sağlayan marka süper model Coco Rocha ile yaptığı iş birliği sonucunda da çok güzel bir koleksiyon çıkartmış.
Coco’nun da rock chic tarzını yansıtan parçalar zincir ve kristallerin birleşiminden bir Ice Queen oluşturuyor. 


10 Kasım 2011 Perşembe

Bumbo bebek koltuğu

Bayram boyunca sürekli gözünüzün önünde tutamadığınız bu yüzden de huzursuz olduğunuz bebekleriniz için muhteşem bir koltuk yapmışlar. Ben kendi krizlerimi yaşarken bu tasarımla karşılaşınca tam anlamıyla kendisine vuruldum, sizinle de paylaşayım dedim.
Bebeğiniz yavaş yavaş yürüme ile emekleme arasındaki çizgide gezmeye başladığında içinizdeki “ya bir yere çarpar da bir yerlerini acıtırsa” korkusu büyümeye başlıyor. Etrafta oradan oraya gezinirken bir yere kadar rahat olabilseniz de tırmanma aktivitesini keşfetmesiyle beraber koltuklar birer uçurummuş gibi düşmanınız kesilebiliyor. 


Bumbo da biz annelerin bu derdini anlamış olacak ki dünyanın hem en sevimli hem de ufaklıkların seveceği renklerde yaptığı koltuklarıyla içimizi rahatlatmak istemiş. Bumbo koltuklar hem bebeğin belini ve sırtını kavrıyor, hem de hareketlerini kısıtlamıyor. Böylece sadece size değil bebişe de rahat bir nefes aldırmış oluyor.


4 Kasım 2011 Cuma

Bu kış için en sevdiklerim...

Minimal olmak kolay değildir. Özellikle bizimki gibi oryental kültürle yoğrulmuş bir ülkede, minimal olurken paspal ya da özensiz görünmemeyi başarmak çok zordur.  Büyük mağazaların satın almacıları bile sade bir kıyafet ya da aksesuarı alırken iki kez düşünürler. Çünkü o ürünü satın alacak olan kişilerin bu ürüne verdiği parayı üzerindeki kocaman marka logosu ya da aşırı süslemeleri ile görünmesini istemek gibi bir eğilimde olmasından çekinirler.
Bu kış aldığım ve çok da severek kullandığım iki ürünü satın almanın zorlukları konulu bir girişle sizlere sunuyorum J



İlki minimalizmin eş anlamlısı Celine’in muhteşem Tote bag’i Cabas. Aslında bir yandan sack baglere benzeyecek kadar sade ve kullanışlı tasarımı sayesinde çok sakin, diğer taraftan da bu senenin shearling modasına gönderme yapan ön ve arka yüzüyle çok modern. Hiç beklemediğimiz, drama queen Christian Siriano’nun elinde görmek çok şaşırtıcı oldu. Ama hayat kurtaran çantalar listesine rahatça girebilecek bir model olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.



İkincisi ise artık bir ikon olmuş UGG’ların çok daha zarif bir versiyonu. Chanel ne yaparsa mutlaka bir zerafet katıyor tabii. Senelerdir UGG’larla yaşanılan aşk-nefret ilişkisine bir son vermeyi başaran bu ayakkabılar, UGG’lar gibi fil patisine benzemeden de aynı rahatlık ve sıcaklığı yaşayabileceğiniz, casual kombinlerinizin bir numaralı kurtarıcısı olmaya aday bir parça. İsterseniz bileğini kıvırarak da giyebiliyorsunuz, yani uzunluk konusu sorun yaratmıyor.


Kışı assolist gibi görünmeden ve rahat geçirebilmeniz için ikisini de şiddetle tavsiye ederim. 

3 Kasım 2011 Perşembe

Emporio Armani Clutch




Bu aralar hangi çantaya sahip olmak lazım diye sorarsanız herhangi bir aşırı dozdan ölmek üzere Hollywood Starlet’inin elinde görülen modeli değil bu Giorgio Armani clutch’ı seçin derdim.  Zamansız görünümü, zincir detaylarındaki asiliğe kontrast klasik modeli ve kilometrelerce öteden bile belli olan kaliteli derisi ile bu sene her akşamı kurtarabilecek bir çanta peşinde olanlara önerim bu çanta olacaktır. 1495$ fiyatı ile muadillerine göre çok da uçmayan fiyatı, bir yatırım parçası olarak düşündüğünüzde çok da mantıksız görünmüyor. Ayrıca her tarafında logolar olan görmemiş modellerin yanında da çok klas duracağına şüphe yok.

2 Kasım 2011 Çarşamba

Luxy Helmet




Saçı motosiklet kaskına benzeyen insanlarla dalga geçtiğimiz dönemlere tokat niteliğinde gelen cevap tasarımcı Daniel Don Chang’den geliyor. Luxy Vespa Kask’ı ya modelin yüzünün Twiggy’e olan benzerliğinden ya da kırmızı renginin tonundaki o retro hava yüzünden bizi geçmişe götürüyor. Bu kadar retro tavrın aslında bir noktadan sonra dalga geçme ile saygı duyma arasında tam olarak kendini nerede konumlandırdığını anlayamadığımız bir dünyada Luxy Helmet, Vespa’nın da ruhuna uygun olarak “geçmişe saygu duruşunda bulunurken geleceği düşünenler” kategorisine giriyor. Bu yüzden de International Design Excellence Award gibi çok iddialı bir ödülü altında ezilmeden taşımayı başarıyor.