Hotel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hotel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: St Regis Dior Suite

Uzun süredir devam eden Pazartesi Sendromuna Tatil köşesinde artık otel bulmakta biraz zorlanıyorum açıkçası. Sizden yorum ya da mail yoluyla gelecek olan önerilere sonuna kadar açığım ama şimdilik Ritz Paris Coco Chanel Suite'in çok ilgi görmesi sonucu, tasarımcıların tüm oteli değil de sadece suiteleri elden geçirdiği örnekleri incelemeye karar verdim. İlk konuğumuz, St Regis New York'ta, 2011 yılında faaliyete geçen, Dior Suite.



New York'un tarihi sembollerinden biri olan St Regis Otel, hem şehrin en lüks yerindeki konumu, hem de bir asırdan uzun zamandır lüks konaklama denildiğinde akla gelen yer olma özelliğiyle, 1991 yılında Dior ile yaptığı iş birliğini, 20 yıl sonra yenilemeye karar veriyor ve ortaya müthiş bir sonuç çıkıyor.


Suit normalde 1 yatak odası olarak tasarlanmış ama isteğe göre iki yatak odalı hale de getirilebiliyor. 1700 sq  ft olan suit 5. Cadde ve 55. Sokağa bakıyor. Yani iç açıcı bir manzarası var da diyebiliriz. İç mekanın tasarımı tamamen Paris'teki Dior atölyesinden ilham alınarak yapılmış. Duvarlar aynı uçuk gri, mobilyalar ise dünyanın her yerindeki Dior mağazalarında bulunabilecek parçalardan seçilmiş.


Her türlü konforu zaten St. Regis farkıyla bulabileceğinizi söylememe gerek yok sanırım. Aynı zamanda New York'taki tatilinizi mükemmel tasarımlı bir oda ile taçlandırmak isterseniz gecelik yaklaşık 8500 $ kadar gözden çıkartmanız lazım. 

8 Ekim 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Sixty Hotel by Miss Sixty

Bu pazartesi sendromumuzu giderecek olan otel Riccione, İtalya'daki Sixty Hotel. Daha önce Miss Sixty ayarında bir marka olan Diesel tarafından dizayn edilmiş Uxua Resort'u incelemiştik. Bu kez hem lokasyon hem de tarz anlamında, tamamen karşı tarafta duran Sixty Hotel'e bakıyoruz.


Öncelikle benim en çok dikkatimi çeken şey, otelin dışı ve ortak kullanım alanları nispeten daha feminenken odalarının çok maskulen olmasıydı. Tamamen modern elementlerin hakimiyetinde olan otel, genç ve dinamik görünüyor. Miss Sixty bu anlamda çok başarılı bir sonuç almış.


Odalar maskulen derken cidden aşırı maskulen olduklarını ima etmeye çalışmıştım. Koyu renkleri ve minimal tasarımlı mobilyaları, siyah banyoları ile, New York'ta yaşayan genç ve bekar bir erkeğin Loft'undan alınmış gibi görüntülerle karşılaşabileceğiniz odalarında rahatlık ön planda.

İtalya'ya romantik tatil için gitmiyorsanız, listenize almanız gereken yerlerden birisi olacaktır.

10 Eylül 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Uxua Resort by Wilbert Das (Diesel)

Biliyorsunuz araya giren yaz tatili ile birlikte Pazartesi Sendromu'na Tatil köşesine ara vermiştik. Hem be tatilde yeterince araştırma yapamıyordum, hem de zaten bir çoğunuz tatildeyken pazartesi sendromu yaşamıyordunuz :) 


Pazartesi sendromumuzun ilacı otellerin dönüşünü inanılmaz huzur verici ve sakin bir yerle yapmak istedim: Uxua Resort. Brezilya'daki bu otelin her kulübesi Diesel'i Diesel yapan Wilbert Das'ın vizyonu ile tasarlanmış.


Kusursuz bir sahile yerleşen resort aynı zamanda kulübelerin arasına giren ve doğal bir gölet gibi görünen havuzu ile de size ormanda bir tatil yapıyormuşsunuz hissi veriyor. Bahçesinde ise huzur bulabileceğiniz küçük alanlar yaratıyor.



Her biri farklı dizayn edilmiş odalarında balıkçı kulübelerinden ilham alınan otelde, teknolojiden uzaklaşıp tam anlamıyla kafanızı dinleyebilirsiniz. Balayı çiftleri için de düğün telaşı sonrası için ilaç gibi gelecek bir yer burası. Her şey çok doğal ve sakin görünüyor, fotoğraflardan bile huzur buldum valla.

Siz de her Türk gibi tatile gidip, orada burada gezmekten, geceleri eğlenmekten ve alkol tüketmekten, eskisinden de yorgun bir şekilde tatilinizi noktalayanlardansanız, sevgilinizi alıp Brezilya'ya kaçmanın tam zamanı :)

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Calridge's Hotel by DVF

Bu pazartesimizin sendrom savarını aslında yaz tatili bölgesi sayılamayacak olan Londra'dan seçtim. Her ne kadar yaz tatili için ideal şehir olmasa da Londra'da tatile gidecek olanlar için güzel bir otel, Calridge's Hotel.


Restoranları ve ortak alanlarıyla zaten süper şık olan otelin 20 tane odasına 2010 yılında Diana von Furstenberg eli dokunmuş. Envelop elbisenin kraliçesi, imzasını tatil sektörüne de bırakmış böylece.


Klasik tarzda döşenmiş odalara Diana von Furstenberg'in imzası haline gelmiş olan desenler katılmış. Geniş ve ferah suitlerdeki banyoların ise her biri birbirinden güzel.


Otelin en süslü ve üzerinde düşünülmüş mobilyaları ise yatakları. Her biri birbirinden farklı yataklar, yorucu bir günden sonra sizi karşılamasından asla şikayetçi olmayacağınız rahatlıkta görünüyorlar.

Karanlık Londra günlerinizi sıcak ortamı ve süper lüks odaları ile renklendirecek bir otel olacağı kesin.

3 Haziran 2012 Pazar

Pazartesi Sendromuna Tatil: Round Hill Hotel by Ralph Lauren




Pazartesi Sendromu'na karşı koruyucumuz olan Tasarımcı Otelleri serimizde bu haftaki konuğumuz Jameica'nın cennet koylarından Montego Bay'deki Round Hill Hotel.


Kendisinin de ortalama 20 yıldır tatillerini geçirdiği ve ortaklarından biri olduğu bu otelin odalarının 6 Milyon tutan bir renovasyon geçirmesinden sonra otel tam bir Ralph Lauren mekanı olmuş.


İç mekanların Ralph Lauren denilince akla gelen rafine, sade ve şık halinin sebebi bu renovasyon. Beyaz renklerin hakimiyetindeki otelin odaları bir New York'lunun Hamptons'taki yazlığı gibi. Rahatlık ve fonksiyonellik bu kadar düşünülürken şıklıktan da ödün verilmemiş.



Sadece odalar değil ortak alanlar da hep alıştığımız lacivert ve beyaz renkle dekore edilmiş ve şık ama çabasız bir tarz yakalanmış. Ahşap ise o kadar yerinde ve dozunda ki ne bir dağ evi kadar çok ne de beton yığınının soğukluğuna sebep olacak kadar az.

Ben zaten cennet gibi olan bu mekana çok yakıştırdım otelin dekorasyonunu ve konseptini. Siz ne düşünüyorsunuz?


28 Mayıs 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: The G Hotel by Philip Treacy


Philip Treacy'i nasıl bilirdiniz diye sorsam "deli" biliriz dersiniz muhtemelen. Rahmetli Isabella Blow'un çılgın şapkalarının bir çoğunun şapka ve saç aksesuarlarıyla öne çıkan neredeyse her defilenin arkasındaki isim Treacy beni en çok da şapka işinin dışına çıkmaması ile büyülemiştir. En güçlü olduğu konu şapka olduğu için delirip her alana atlamak yerine şapka denilince akla gelen ilk isim olmayı tercih etmiştir. Çok da iyi yapmış bence.


Odalarında tam biz İngiliz şıklığı yaşanan Galway Irlanda'daki otel, renk ve dokuların muhteşem bir karışımı. Gerçi ben Treacy'den biraz daha çılgın hatta daha önceki Pazartesi Sendromu Otellerimizden Maison Moschino gibi bir hayal dünyası beklerdim. Ne de olsa kendisi tam bir Mad Hatter.


Restoran ve barındaki renkler çok güzel ve insanın gözünü gönlünü açıyor. Tüm sandalyelerin formu aynı olmasa daha da farklı bir ortam olabilirmiş. Şu anda oturdum Treacy'nin tasarımı otelin dekorasyonunu eleştiriyorum. Sanırım şu her hafta bir tasarım oteli incelemek bana iyi gelmiyor :))))


İsteyenler için bir SPA tatili de sunabilecek olan The G Hotel, tüm otelin genel havasıyla pek de uygun olmayan tamamen karanlık bir tasarıma sahip. Daha önce gördüğümüz Armani Hotel Dubai'nin içine bu SPA'yı koysak kimse nereden çıktı bu demez yani.
Irlanda tatili yapmak isteyen varsa görülmesi gereken yerler listesine alınacak bir otel olduğunu yine de söylemeden geçemeyeceğim. Haftalar geçtikçe ve sürekli yeni bir otel gördükçe beğenmek gitgide zorlaşıyor ya da beklentilerimiz artıyor diyebiliriz ama Philip Treacy otel tasarlama işini de güzelce halletmiş.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Hotel du Petit Moulin by Christian Lacroix

Gelmek bilmeyen yaza inat Pazartesi Sendromu'na Tatil serimiz son hız devam ediyor. Bu hafta daha öncekilerden farklı biraz daha küçük ve butik bir oteli inceliyoruz. Christian Lacroix tarafından dizayn edilmiş, Paris'teki Hotel Du Petit Moulin. 



Lacroix'nın artık kendi markası ile tasarım yapamayacağını öğrendiğinde onun desenlerini özleyeceğini düşünenler için bir rahatlama mekanı olan 17 odalık bu küçük ama en küçük ayrıntısına kadar tasarımı düşünülmüş otel hem şirin hem de konforlu.


Daha önce gördüğümüz Maison Moschino Milan gibi bu otelde de her oda farklı bir konseptte dekore edilmiş. Her biri minik ama Parisienne ruhu yaşamak isteyenler için odalardan oluşan otel tarihi eser gibi. Daha önce incelediğimiz Palazzo Versace, Gold Coast ve Armani Hotel, Dubai gibi her odası aynı olmasındansa tasarımcısından, olabildiğince çok dokunuş taşıyan bu tarz yerleri daha çok seviyorum ben açıkçası.



Her odada özellikle duvar kağıtları Lacroix'nın o çok renkli, bol katmanlı, desen üstüne desenlerinin duvarlarda hayat bulduğuna şahit olacağınız otel tam fotoğraflık. Sadece gece uyumak için gitmeyeceğiniz, gittiğinizde gözünüz gönlünüz açılsın istediğiniz bir tatil planlıyorsanız tam size göre.