design hotel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
design hotel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2013 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Mama Shelter by Philippe Starck

Biliyorsunuz geçtiğimiz haftalarda Pazartesi Sendromuna Tatil köşemizde ayırlayacak daha fazla moda tasarımcısı bulamadığımdan şikayet edip yenilerini buldukça ekleyeceğimi ve bu çok sevdiğim bölümü bitirmeyi aslında hiç istemediğimi söylemiştim.


Şimdi de yine dayanamadım ve bir moda tasarımcısının elinden çıkmamasına rağmen, hemen şehrin içinde kendinizi dinlendirebleceğiniz ve zamanımızın en iyi endüstriyel tasarımcılarından Philippe Starck'ın  Lyon, Paris ve Marsailles sonrasında İstanbul'da da açtığı Mama Shelter'ı pazartesi gününün konuğu etmek istedim.



 15 Mart'ta açılan ve odaları 89 -109 Euro arasındaki oda fiyatları ve İstiklal Caddesindeki lokasyonu ile bulunmaz bir nimet olan Mama Shelter'ın odalarındaki, hepimizin aşina olduğu süper kahramanlar, beyaz yoğunluğunu hareketlendiriyor. Tarihi şehrimizin süper modern bir otel daha kazanması bir yana Philippe Starck'ın anne evi gibi olması için elinden geleni yaptığı, tam bir yuva hissi veren odaları biraz geek biraz teenage odası hissi veriyor.

Şehre yeni bir soluk veren, Mama Shelter, ziyarete gelen misafirleriniz için çok şık bir deneyim yaşayacakları hoş bir alternatif olur. Özellikle yurt dışından gelen misafirlerinize önerebileceğiniz Mama Shelter, mutlaka memnuniyetle ayrılacakları bir konaklama sunacağa benziyor.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Portrait Suites Rome by Salvatore Ferragamo

İtalya'ya özellikle de Roma'ya gidiyorsanız tarihle iç içe olmak zorundasınız. Eğer niyetiniz başka bir şeyse Roma'ya gitmeyin :) Bu hafta, bu tarih kokan şehrin tam ortasında lüksün ve rahatlığın sembolü olabilecek nitelikte bir oteldeyiz: Portrait Suites.

Salvatore Ferragamo imzalı bu otel aslında 14 suit ve stüdyodan oluşan küçük bir apartman. İspanyol Merdivenlerinin hemen yanında, Salvatore Ferragamo mağazasının üst katlatına kurulmuş olan otel, hem şehrin içindeki tarihi havayı koklamanız hem de alışverişinizi yapmanız için mükemmel bir lokasyonda.


İtalyan stili denilince akla gelen bir çok şeyin oluşmasında parmağı olan büyük ayakkabı ustası Salvatore Ferragamo'nun tarihine giden özel parçalarla süslü otelin en büyük silahı ise muhteşem manzarasıyla teras restoranı.


Her müşterisi için ayrı bir ahşap ayakkabı kalıbı olmasıyla ünlü Ferragamo'nun bu kişiye özel uygulamasından ilham alınarak farklı isteklere göre düzenlenen suitlerde her türlü konfor düşünülmüş. Gri ve açık pembenin tonları ile otel soğukluğundan kurtulup kendinizi evinizde hissedeceğiniz bir ortam yaratılmış.


Bir yandan çok sıcak, diğer yandan da istemediğiniz kadar ayrıntılı Concierge servisi, kişisel asistan teminine kadar giden hizmetler, sanat tarihçileri ve arkeologlar tarafından hazırlanmış özel Roma turları ile lüksü yeniden tanımlayan otel, lokasyonuyla da Roma'da kalınacak yerler listenizin başına oturabilir.

8 Ekim 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Sixty Hotel by Miss Sixty

Bu pazartesi sendromumuzu giderecek olan otel Riccione, İtalya'daki Sixty Hotel. Daha önce Miss Sixty ayarında bir marka olan Diesel tarafından dizayn edilmiş Uxua Resort'u incelemiştik. Bu kez hem lokasyon hem de tarz anlamında, tamamen karşı tarafta duran Sixty Hotel'e bakıyoruz.


Öncelikle benim en çok dikkatimi çeken şey, otelin dışı ve ortak kullanım alanları nispeten daha feminenken odalarının çok maskulen olmasıydı. Tamamen modern elementlerin hakimiyetinde olan otel, genç ve dinamik görünüyor. Miss Sixty bu anlamda çok başarılı bir sonuç almış.


Odalar maskulen derken cidden aşırı maskulen olduklarını ima etmeye çalışmıştım. Koyu renkleri ve minimal tasarımlı mobilyaları, siyah banyoları ile, New York'ta yaşayan genç ve bekar bir erkeğin Loft'undan alınmış gibi görüntülerle karşılaşabileceğiniz odalarında rahatlık ön planda.

İtalya'ya romantik tatil için gitmiyorsanız, listenize almanız gereken yerlerden birisi olacaktır.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Puntacana Resort & Spa by Oscar De La Renta

Bu pazartesi kırmızı halının hakimlerinden biri ve elagan şıklığı yeniden tanımlayan kişi, Oscar de la Renta'nın elinin değdiği müthiş bir otel inceliyoruz: Puntacana Resort & Spa at Tortuga Bay.


Cennetten bir köşe olara adlandırılabilecek olan Dominik sahilerinde, Karayiplerin açık mavi sularını kendisine arka plan olarak alıp doğayla iç içe ama aynı zamandada ultra lüks bir tatil sunmayı amaçlıyor.


Daha önce bu köşede incelediğimiz otellerden farklı olarak bu otelde, tasarımcı kendisini geri çekip daha duyarlı ve minimal alanlar yaratmak istemiş. Normalde alışık olduğumuz Oscar de la Renta işçiliği, ayrıntısı ilk başta gözümüze sokulmuyor. Her şey daha sakin, daha gösterişsiz. Bu da hayatını çok daha hareketli ve karmaşık yaşayanlar için lüks bir doğaya dönüş sağlıyor. Gözleriniz bile dinleniyor.


Otelin geneline hakim olan bu sakin hava odalara da yansımış. Gözlerinizi, ruhunuzu ve bedeninizi dinlendirmek için müthiş bir seçenek olabilecek bu otel, hedef kitlesi olan "elit tabaka"nın en azından biraz daha sade bir yaşamla arasında bağ kuruyor.

24 Eylül 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Chavel Blanc by Louis Vuitton

Sıcaklar yavaş yavaş bizi terk ederken kış tatillerinin de güzelliğini hatırlayalım istedim bu hafta. Duvarlarını Karl Lagerfeld tarafından çekilmiş fotoğrafların süslediği, LVMH grubuna ait otel gecelik 700€ fiyatıyla ağzınızı açık bırakabilir.


Alplerdeki konumu, efsane at heykeli ve dışarıdan sıcak bir dağ evi görünümüyle kesinlikle gitmeyi isteyeceğiniz bir yer ama sadece istemek yetmiyor tabi ki bazen. SPA hizmetleri çok meshur olan otele kar tatili yapmaya gitmeniz mantıklı ama kayak yapıp yorulduktan sonra tasarım harikası kapalı havuzunda rahatlayabilir, masajlarıyla kendinizi şımartabilirsiniz.


Chavel Blanc'ın restoranı lüksün tanımı gibi maşallah. Samanyolundaki kadar çok Michelin Yıldızı olan restoranın dekorasyonu da çok ilgi çekici.


Odaları abartıdan uzak ama son derece rahat görünen otelde, soğuk Alp dağlarında sıcacık bir ortam yaratmayı başarmış tasarımcılar. devasa boş alanlar yerine küçük ve sıcak bir havası var. Tam da dışarıda lapa lapa kar yağarken şarap içmelik. Tabi gecelik 700 € vermek için can atıyorsanız...


17 Eylül 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Hotel Bellechasse by Christian Lacroix

Moda evinin neden battığını artık daha iyi anladığım Christian Lacroix, ikinci kez Pazartesi Sendromuna Tatil köşemize konuk oluyor. Daha önce, yine Paris'te bulunan Hotel du Petit Moulin gözüme takılmıştı. Şimdi de yine çok şirin bir otel olan Hotel Bellechasse'i inceleyeceğiz.


Öncelikle Lacroix gibi bir couture, işleme ve desen ustasından minimal bir alan tasarlamasını beklemek en kibar tabirle saflık olur. Bu yüzden Paris'in St Germain bölgesindeki bu küçük otele de girer girmez, kadifeler, brokarlar ve mücevher tonlarıyla küçük çaplı bir zaman yolculuğu yapacaksınız.


37 odalı bu bu otelde de her oda birbirinden farklı olarak tasarlanmış. Ama otelin geneline ters hiç bir oda yok. En desensizi bile bayrak kırmızısı rengine boyanarak şov yapmış denilebilir.


Tipik bir Paris dairesi gibi küçük odalardan oluşan bu otelde duvar süslemeleri çok büyük önem kazanıyor. Bazıları sizi kelebeklerin arasına götürürken diğerleri antik şehirlere yolculuk yapmanıza sebep olabilir. Her gittiğinizde farklı odalarında kalarak her seferinde farklı deneyimler yaşayabilirsiniz.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromuna Tatil: Maison Moschino Milan




Pazartesi sendromuna karşı savunma kalkanımız 1840 yılında bir tren garı olarak hayatına Milan’da başlayan Maison Moschino.  En baştan uyarayım, bu oteli gördükten sonra başka herhangi, bir yeri beğenme ihtimaliniz baya azalacak.



Moschino bu otelin tasarlanması sırasında dışarıdan baktığınızda tarihi dokunun korunduğu ama kapıdan içeri girdiğinizde sürreal bir ortamın yaratıldığı, bir nevi masal diyarı yaratmaya çalışmış. Başarılı da olmuş. Pamuk şeker kıvamındaki salonu ve bulutları andıran ışıkları buna en güzel örnek.



Bir çok design hotelde karşılaştığımız birbirinin aynısı olmayan odalar, burada da görülüyor. Ama bu odalar o bildiğiniz odalardan değil. Cidden her biri başka bir masal anlatıyor. Yatağın içinden çıkan kurtla Kırmızı Başlıklı Kız’ı, gül yaprakları sayesinde American Beauty’i yaşayabilirsiniz.



Sürekli internette gördüğünüz o ağaçlı yatak da bu otelden. Tertemiz beyaz odasında bile minimalizmi kutularla yapılan dekoruyla kırmış. O kadar farklı ama hiç biri diğerinden aşağı kalır olmayan odaları var ki her gün başka bir odasında kalmak isteyeceğiniz oteller listesine girmesi son derece mümkün.



Detaylar ise bu otelin en önemli silahı. Alice Harikalar Diyarında’nın deli şapkacısına layık detaylarıyla Maison Moschino benim şimdiye kadarki Pazartesi Sendromu Otellerimin hepsi içindeki favorim. Odaların boyutu çok da önemli değil diyorsanız, Milan’a yolu düşenlere de mutlaka tavsiye ederim.